Ana sayfa Tasavvuf Tasavvuf ve Sufilik

Tasavvuf ve Sufilik

1421
0
PAYLAŞ

Tasavvuf ve Sufilik

Yaşamımız boyunca birlikte olduğumuz gönül alemimizin tanıklığını yapmaktayız . Herkesin bir sufi yanı vardır ve bunu seyrü sülük dediğimiz iç alemimizin bize öğrettiklerinde , benliğimizin hiç bir karşılığı olmayan hırçın eğilimlerini ( batıl ) sorgulayarak tespit etmeye çalıştığımız alanda yaşarız . Sufizm bu yaşam tarzını hayatın özü olarak benimseyerek meşguliyetin merkezine oturtmak olarak ifade edilebilir . Gönül alemini ve buna bağlı olarak duygularımızı , psikolojimizi anlamaya çalışmak , ilahi akışın tercümesini yaparak gönlümüze yansıyanları anlayarak ruhumuzun söylediklerini anlamlandırmak , varlığımızın imanı arayışlarını sezmek , kısaca ne olduğumuzu çözümlemeye çalışan yanımızı gözlemlemek tasavvuf ve sufilik yaşam şeklidir .

Sufilerin İslamın enfüsi değerlendirmeleri ile kendi iç alemini hem hal ederek ortaya çıkan manevi görüntüyü kuramsallaştırmaya başladığı süreç ise tasavvuf ilmi ile müşerref olduğunun göstergesidir . Enfüsi değerlemelerin anlamı ile ilgili aklımıza sorular gelebilir , bir kaç örnekle açarsak konu belki daha iyi anlaşılır . Yusuf suresinde insanın farklı manevi unsurlarının bir birleri ile olan ilişkilerinin varlığını çağrıştıran bir edebi dil kullanılmıştır . Hz. Yusuf ‘ un kardeşi olan Bünyamin ile hayatının geçmiş bölümünde ayrı kalmış olması , gönülü temsil eden Yusuf ile öz kardeşi olan Bünyamin’in uzaklığı , iman ile gönlün bir araya gelemediklerinde  insanda ne tip etkiler yaratacağının tasviri olarak anlatılmıştır , yani Bünyamin imanı temsil etmektedir . Her ne zaman ki Hz. Yusuf özkardeşi Bünyamini diğer kardeşlerinden ayırarak yanına alır , nefsi temsil eden Züleyha gönüle tam o dönemde ram olur , diğer bir ifade ile sevgisi hırçınlıklarından arınmıştır .

İşte sufinin yaşamını gönül penceresinden seyrederken İslamın enfüsi yanı ile , yani ayet ve hadislerin görünen yönünün arka planını derinlemesine değerlendirmeleri ve onu kuramsallaştırmaya başladığı an tasavvuf ilminin yada İslam Felsefesinin kapısını açtığı yer olacaktır . Burada kendi kompozisyonunu çözümlemeye başlayan insan , benliğinin ulaşabileceği ufukları görerek , manevi yönlerini çok iyi yönetmesi gerekliliğinin bilincine varacaktır , çünkü benlik kendi ilminde uzmandır .

İnsanoğlu ilişkilerinde kendi duygularını ifade ederken beraberinde buna bağlı bir de kavramlar dili yaratmıştır . Duygularımızın hiç mana ifade etmeyen bir çok sözcükten oluşan ve üzerinde düşünülmeye değmez olduğunu düşünmek hiç şüphesiz mümkün değildir . Peki duyguların varlığı neyi ifade etmektedir . İşte burada Kur’anı Kerimde baştan sona bir nakış gibi işlenmiş olan Allah’ın üluhiyetini yani nasıl bir İlah olduğunu , rübubiyetini başka bir ifade ile rab kökünden gelerek nasıl bir öğretmen olduğunu açıklayan İsimlerinin üzerinde durmak , duygularımızı sorguladığımız yerde olduğumuzu , anlamlarını araştırdığımızı gösterir . Duyguların , maddenin evrimi sonucu tarihsel süreçte gelişi güzel oluşmuş anlamsız olgular olmadığı , üzerinde tartışılmayacak kadar açıktır . Herkesteki ortak varlığı , çünkü kendimizi ifade ederken aynı dili kullanıyoruz , bir gerçeği kurgusunu , yani Allah’ın tüm duygulara ve beraberinde kavramlara isimlerinin yansıması olarak karşılık gelen üstünlüğünü ve varlıkların bu üstünlük karşısındaki tavrının ne olması gerekliliğini göstermektedir .