El Zahir El Batın İsimlerinin Yorumu

İnsanoğlu varlığının tüm özelliklerini kullanarak ve onu irdeleyerek ve yine onun aracılığı ile yarattığı tüm olgularla karşılıklı ilişkisinde gerçeği aramıştır . İnsanın , hangi ilkelerle yada ilkesizliklerle yaşamalıdır sorusunu ona sorduran düşünce alemi , hangi olguları anlamaya çalışarak bu sorunun doğru cevabını bulabilir . Bunu insan kendisi ile doğrudan ilişkide olan hangi gerçek karşısında bünyesel bir tepki vermektedir , yani insanın gerçeğinde hangi olgular vardır ki o gerçek yön kendi dışındaki gelişmeler karşısında bu gelişmelerden etkilensin ve tepki versin şeklinde bir çözümleme ile ilişki oluşturabilelim . Örneğin insan haksızlığa neden tepki verir , çünkü gerçeğinde bu vardır . Eğer bir haksızlığı görmezden gelirse yada onun ortaya çıkışını engellerse İslam dinindeki en kötü kimliğin faili olur .

Kendi gerçeğini yok sayan bir insanın yaptığı sadece yine gerçeğini örtmektir ki İslam bunu yapanı kafir , eylemi ise küfür saymıştır başka bir ifade ile insanın  gerçeği zaten iç aleminde vardır onu yok sayamaz . Bu eylemler dünyasında insan kendi gerçeği ile uyumlu olan davranışlar bütününü yaratmakla sorumludur ve bunun bozulmasına asla müsaade edemez. Söz konusu aleme katılışların da ise tüm duyguları nefsani eğilimlerden arınmış olmalıdır ki yaratılacak olan davranışlar sosyolojisi belirleyici bir yapı oluşturup insanı kendi karşısında edilgen bir varlık haline dönüştürmesin . Burada anlatılmaya çalışılan , adaletsizliğin davranış biçimi olarak kabul gördüğü bir toplumda belirleyici olan hukuksuzlukla hak elde etmek olacağından tüm toplum küfrü yaratırken içindeki bireyleri de kafir şekline dönüştürecektir . Bu bir nefsani ilah yaratma yöntemidir .

Bu kısa felsefi ifadelerden sonra insanın neden hakkı örterek küfre yöneldiğini anlamaya çalışalım . Bu sorunun açık net tek bir cevabı vardır , insan nefsinin çıkar anlayışı nedeni ile küfre sürüklenebilecek bir varlıktır . Çıkarlar eğer adaletsizliği gerektiriyorsa benlik bu konuda insanı kenara sıkıştırmakta asla tereddüt göstermez . Fakında olmadan insanı kendi özelliklerinin en çirkin yönünü onaylatma noktasına getirir . Bu tuzaktan insan şiddetle sakınmalıdır .

İnsanın hak karşısında edilgen , pasif olmak, onu görmezden gelmek gibi bir gerçeği yoktur , bu eğilim sadece nefse aittir . Tam tersine insan hak konusunda aktif , faal ve etkin bir yapıya sahip olmalıdır . En basit ifadesi ile insan kendi gerçeği olmayan nefsani eğilimler karşısında susamaz , eğer nefsine uyarsa düşeceği durum açıktır . İnsanın bu tip olaylar karşısındaki psikolojisi , kendisine güvenmek yada güvensizlik duyguları çerçevesinde ortaya çıkmaktadır . Okuyucudan bu ismin açıklanışında yer alan tüm kavramları düşünürken onları harmanlamasını rica edeceğim .

Çalıştığınız firmada finans bölümünde bir kaç kişilik bir grubun belli bazı nakit değerleri kendi çıkarları doğrultusunda kullandıklarını sadece sizin bildiğiniz na hoş bir durumun olduğunu var sayalım . Bu olgu karşısında benlik içerikli tavırların çoğu ” ya şimdi konuşsam başıma bir sürü iş alacağım ” şekline olur . Bunu ispatlamak için bir yığın çaba harcayacağım , bu işi yapanlarla aramda bir husumet oluşacak ve ben sürekli bu psikoloji ile yaşayacağım , eğer aynı eğilimde başka klikler varsa onların gözü üzerime çevrilecek gibi , haksızlık karşısında susmak diye ifade edilebilecek bir sürü nefsani eğilim benliğimizi kaplayacaktır . İşte politik davranmak şeklinde tanımlanan bu eğilim sizin manevi çıkarlarınızın ön plana alındığı nefsani bir senaryodur . Her ne olursa olsun haksızlık karşısında susan yada haksızlık yapan sonunda mahzun olacak , günümüz değimi ile hak gerçeklerin ortaya çıkışı karşısında bozulacak yada suratı allak bullak olacaktır . Düşülebilecek bu duruma azami dikkat gösterilmesi gereği açıktır .

Suya sabuna bulaşmadan hayatı yaşama biçimi benliğin insana oynadığı en önemli eğilimlerden biridir . Sahiplenilen bu halin karşılığı kendi küçük çıkarları doğrultusunda davranışlar üreten ve hakla arasında sürekli bir mesafe olan bir kişilik olarak ortaya çıkar . Zavallı denilecek kadar acınılacak bir nefsani içeriktir .

Bu isim çerçevesinde önemli sayılacak nefsani illüzyonlar dan bir tanesi de kendi gerçeğini çevresinden saklama eğilimidir . Düşüncelerinin kendi gerçeği ile daha doğrusu hakla ne kadar uyumlu olduğunun anlaşılmasından tereddüt duymayan insan her daim öz güven içerisindedir . Ancak haktan ödün verme eğilimleri ile davranış geliştirme bir insanda ağırlık kazanırsa , çıkarlar karşısında kendi gerçeğini kabul edememe zayıflığı bozuk , ifadeler karşısında bozulmaya , mahzun olmaya hazır bir bünye olarak tezahür edecektir .

Hangi siyasi partiye eğiliminin olduğunun toplum içerisinde bilinmesini istemeyen bir insanın , inandığı değerlerin temsilcisi olan partiye haksız eleştiriler getirildiğinde dahi susarak kendisini saklamaya çalışacaktır .

İşte tüm bu hallerde , hak gerçeğine karşı olan saygımız ve kendi gerçeğimizin zaten hak olduğu bilinci ile Allah’ın El Zahir El Batın ismini anarak öz güvenimizi diri tutmalıyız .