El Metin İsminin Yorumu

İnsan ilişkilerini düzenlerken kendisi için başkaları tarafından aşılmaması gereken maddi manevi sınırlar hazırlar. Birbirimize yaklaşımımızda elbette edep çerçevesinde belli ölçüleri korumak, özellikle yakın çevremize hayatlarını sürdürebilmek için verdikleri yaşam mücadelesinde maddi manevi bir yük yada oluşturabilecek her hangi bir zararı yansıtmamak için elimizden gelen gayreti göstermemiz gerekliliği açıktır. Psikolojilerimiz de ve duygusal hallerimiz de  arka planında nefsimizin bulunduğu, muhataplarımızın sınırlarına yönelerek onları aşma, sızarak dünyalarına girme ve orada yer edinme şeklinde bir eğilim mevcuttur. Gerçekten enteresan bir hikayesi olan söz konusu nefsani eğilimi biz günlük dilde yüzsüzlük ve sömürme kavramları ile ifade etmekteyiz. El Metin İsmi, başka insanların hayatlarını ve varlıklarını sinsice kendi eğilimlerinin tatmini için kullanan, benlik kaynaklı bir algı türünün yorumlanabilmesi için yegane kaynaktır.

Öncelikle kendimize, sonrasında özellikle yakın ilişki içerisinde olduğumuz çevremize yönelen, insanın ar duygusundan yoksunluğuna işaret eden benlik kaynaklı yüzsüzlük eğiliminin gerçek hikayesini, farklı bakış açılarından ele alan iki önemli örneği sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu metinde yüzsüzlük eğiliminin içinde bulunan ve ortaya çıkması gereken bilinç düzeyindeki duygumuzun, insanların hayatlarına müdahale içeriği taşıması nedeni ile utanma yerine ar olması gerekliliğini düşünmekteyim.

İnsanın hayata ve oradan yansıyanlarla biçimlenen nefsine metanet ile karşı koyması gereken, sözünü etmeye çalıştığım görüntülerden ilki hayatımızın işgal edildiğine dair bir slaytın içinde gizlidir. Her insanın başkaları tarafından aşılmaması gereken sınırlarının olduğundan bahsetmiştik. Ancak insan sosyal bir varlıktır ve ilişkileri vardır. Maddi imkanları sizden daha kısıtlı ancak yetenekli bir arkadaşınızı işinize ortak ettiğinizi düşünün. Zaman geçtikçe aynı ortamı paylaşmaktan ötürü maddi manevi sınırların zorlandığı dönemlerin yaşanması hiçte şaşırtıcı olmayacaktır. Gözlemlerinizde bir de bakacaksınız ki arkadaşınız ihtiyaç durumunda sizin arabanızı sıkça kullanıyor, akşam ziyaretleri hemen her güne yayılmaya başlamış, hafta sonlarını birlikte geçirmek için daha hafta ortasından gelen teklifler artmış, anlaşmaları aşan maddi talepler peşi ardına gelmekte, işte bu hal nefsinizin arkadaşınızı hayatları işgal eden yılışık bir kişiliğe sahip olduğunu ilan etmesi için ele geçmez bir fırsattır. Onun taleplerinin anlayış ve sizin sınırlarınızı aşan bir yüzsüzlük aşamasına geldiğine dair algılar zihninizde ve duygularınızda kendisini göstermeye başlayacaktır. Nefs şunu asla söylemez, arkadaşınız belki geçiş döneminin bir tezahürü ve yeni ortamına alışabilmek için belki ilişkiyi biraz yakınlaştırmaya çalışmıştır ve geçicidir. Hayır o sınırlarının ihlal edildiğini ilan etmekte asla tereddüt göstermez. Bu sahneyi çevrenize ciddiyetle baktığınız bir anda herhangi arkadaşınızın elini samimi bir şekilde omzunuza koyduğu bir görüntüde de seyredebilirsiniz. Arkadaşınız bir anda yılışık olmuş, isimlendiremediğiniz ancak sınırlarınızın zorlandığını hissettiğiniz bir duygunun seline sizi sürüklemiştir. Aslında sevdiğiniz arkadaşınız hayatları işgal etmek konusunda başarılı olmuştur. Aynı görüntü bir sohbet esnasında birlikte oturduğunuz arkadaşlarınızdan birinin ayakkabısını sizin dizinize doğru sınır ihlali yapacak şekilde uzattığında da yaşarsınız. İşte El Metin ismi çevremizi sınır tanımayan arsız, yüzsüz ve yılışık ilan eden nefsani eğilimlerimiz karşısında sığınacağımız yegane limandır.

Hayatın meşakkatli bir süreç olduğunu Allah cc kendisi Kur’anı Kerimde beyan etmektedir. El Metin İsmi çerçevesindeki nefsani algıların diğer yüzünde ise meseleler karşısında çözüm üretmek, çaba ve metanet göstermek yerine yaşamsal ihtiyaçlarının başkaları tarafından karşılanmasını bekleyen beleşçi bir nefsani halin izdüşümü vardır. İnsan nefsinin beleşçiliği derinlerde gizli bir alışkanlık haline getirmeye çalıştığı ve bunun herkes için muhtemel bir durum olduğu konusunda hiç şüphe yoktur. Ancak burada aile ve yakın çevre nefsani olarak hiç bir çaba harcamadan beklentilerini elde etme eğiliminin muhatabı olmaya adaydır. İçimizde her zaman yaklaşan büyük sorunlara karşı birinin arkasına saklanıp problemlerimizin onun tarafından çözümlenmesi gibi saklı bir nefs yansıması vardır. Ve eğer bu hayatımızda bir alışkanlık haline getirilebilirse beleşçi ve arsız nefs isteğini elde etmiş olacak, emeksiz ve çabasız sorumlulukları özellikle aile büyüklerinin üstüne atmayı başaracaktır, elbetteki bu illüzyondan şiddetle sakınmalıyız.

Hayatımızın sorumluluk üstlenmeye başladığımız dönemlerinde evlendiğimiz ve yeni bir işe başlamış olduğumuz anlarda olduğumuzu düşünelim. İyi bir maaşımız olsa dahi ev almak gibi büyük sorunların altından kalkabilmemiz tabii ki zor olacaktır. Babamız kendi kısıtlı imkanları ile bize bir ev alabileceğini ancak bizden de destek beklediğini belirtmiş olsa. Çocukluktan kalma alışkanlıklarla her zor anımızda yanımızda olan babamız hayatımızın bütününde yine sorunlarımızın çözümünün baş kahramanı olmaya adaydır ancak bu tehlikeli bir durumdur. Onunda sınırlı imkanları olduğunu düşünmek aklımızın ucundan geçmez çoğu zaman, nasıl olsa o meseleyi halleder şeklinde düşünürüz. Bu yüzden kendi imkanlarımızın dahi maddi sınırlarını zorlayan şekilde sürdürdüğümüz hayatımızda hiç bir değişiklik yapmayı aklımıza getirmez, taksitleri öderken babamıza masraflarımızı kısarak oluşturacağımız fondan katkıda bulunmayı hesaplarımızın arasına almayız. Geceleyin yatağımıza girdiğimizde gelen sorunun büyüklüğüne karşı babamızın arkasındaki gölgemizden ibaret, sıcaklık üreten beleşçilik hali tüm benliğimizi kaplar. Kendisini göstermekten çekinen ve babamızın gözlerinden medet uman bu hal babam bana ve yaptıklarıma onay yada yüz veriyor mu? sorusuna cevap arar, babamızla karşılaştığımızda.

Hayatın getirdiği sorumluluklarda dayanıklılık ve direnç gerektiren, daha doğrusu metanetin karşılığı olan ve özünde nefsani yüzsüzlüğün açılımları olan beleşçilik, emeksiz ve çabasız isteklerini elde etme hali bizi zorluklara katlanmadan hazırcı bir kimliğe sürükleme çalışmalarıdır. Yukarıdaki örnekteki delikanlının işsiz olan bir benzerinin zihnini ve duygularını gözümüzün önüne getirelim. Bir kaç ay sonra önüne gelecek olan senetleri hatırladığında bir an düştüğü sıkıntıyı ” nasıl olsa babam bir şeyler yapar ” şeklinde üstünden atmaya çalışırken, hazırcı bir nefsani halin etkisi onu yaşadığı abartılı hayatı da devam etmeye sürükleyecek, iş aramak, yaşadığı zengin ve rahat hayattan vazgeçmek gibi içinde olduğu yüzsüzlükten kurtulabileceği bilinç düzeyindeki her tür fikri görmezden gelecektir. Hatta bu hazırcılığı ” gerekirse ev satılır ” gibi kendisini bu işin sorumluluğuna ortak edecek her etkiden sıyrılarak yaşamın zor koşullarına katılma metanetinden uzaklaştıracak ve babasının arkasına sığınmasını telkin edecektir. İşte nefsimizin bizleri yaşamın meşakkatlerine karşı hazırcı bir tavırla ihtiyaçlarımızı başkalarının karşılamasına yönlendirdiği bu yüzsüz haller karşısında, Allah’ın El Metin İsminin bize öğrettiği bilinçle yine bu ismi anmalıyız. 

Tabii ki günlük yaşamımızda karşılaştığımız kıyas hallerinde de bu isim anılmalıdır. Sen daha metanetlisin, ben daha emekçiyim, o çok yüzsüz bir adam gibi tamlamalar bize El Metin İsmini hatırlatmalıdır.