İslam ve Gönül

İslam ve Gönül

1024
0
PAYLAŞ

Kainatı içine alabilecek yücelikte olan gönül , nazar makamı ve edep aynası olmakla övünmez . Yüceliği tanımakla kalmayıp yokluğunda kendisidir aslında . Bir saman çöpünden farkınız olmasın öğüdü her halde insanda böyle bir kabiliyetin varlığı bilinerek yapılmıştır , kısacası yokluğu ve hiçliği içine sindirmiştir gönül , duaya aşıktır , bitmez iman hasretini bekler , özler durur . Dua varlığının sebebidir , bu yüzden her zorluğa katlanmak gibi bir sabır şuuru içindedir , emre aykırılıktan korkar , istekleri beklentisiz dir , olmasını şarta bağlar ki aklanması , edebin korunması ile olsun , yani istedikleri kendisi için değildir .

Gönül aslında hayat yolculuğundaki insanın kendisidir . Düşünürsek insan bizim hangi yönümüzdür sorusunun karşılığına en uygun düşen figür , gönül olarak kendisini hissettirmektedir .  Yaşanılan acı tatlı , kolay yada meşakkatli her hal gönülle bir mana ifade eder . Varlık nedeni olan dua , ruhun kendisine ilham ettiği her nasihatte ki hassasiyettir , ruh gönlü Allah’a salmıştır , benlik ise tam tersi . Nefs gönlü kendisine ister , her aşırılığının himayesini bekler ondan, çektirdiği her acıda ortaklık isterken her davranışta da kimlik arar , yani acıya birlikte katlanalım derken çözümleri ben üreteyim der . Anlaşılacağı gibi üreteceği çözümlerdeki günaha ortak aramaktadır .

Gönül bu nevi tüm aşırılıklara tahammül eder , benliğin verebileceği her türlü üzüntüye katlanır , onun vermediği ise haya sırrıdır . Gönül haya sırrı ile kaplıdır , bu sırrın aşılmasına asla izin vermez , çünkü kendisi ve haya duygusu insandaki ilmin merkezidir , yönettiği manevi unsurları o kadar iyi tanımaktadır ki verilmiş ilim sayesinde insana ait kainatta ne varsa her şeyin ayağına geleceğini de bilir .

Bir davranış oluşurken gönlün ortaya koyduğu o muazzam tavır olan ” bunu yapmaktan haya ederim ” yakarışı ile rabbine rücu etmesi , mizanı yerinden oynatacak ölçüdedir . Allah ‘ tan utanma duygusu gönlü nazar makamı yapmıştır .

İmanı arayışında aklın ona verdiği ayrıcalık , benliğin de  gerçeği idrak etmesi ile sonuçlanır ki yine ona ram olan nefsin , ancak imanı makamına tayin etmiş bir gönlün ışığı ile aydınlanacağı hususunda , hiç bir şüphe kalmayacak hale dönüşmesidir .

İşte insan kompozisyonundaki farklı unsurların bir birleri ile olan ilişkilerini bir orkestra şefi örnek alınarak müziğin sonsuzluktaki müthiş uyumu gibi her an değişebilen hallerimizi gönlümüzün süzgecinde eriterek varlıklar arasındaki ahenge dönüştüren kuramsal yaklaşımı tasavvuf olarak anlamaktayız .

PAYLAŞ
Önceki makaleTasavvuf ve İnsan
Sonraki makaleAlgı Psikolojisi